Gizemlikartalın Feryadı ve insanlığa Seslenişi !
BU NASIL HAYAT… ?
Herkesde olmuş şimdilerde, oysa içten pazarlık,
Gönlü büyüklük, riyakarlıklar ise, büyük özellik,
Yanmış, kaderine terkedilmiş, kalmamış insanlık,
Ne varsa yok olmuş, erimiş, hepten onca güzellik,
Hiç kalmamış, bitip tükenmiş, oysa dirlik düzenlik,
Uğraşlar boşa, çabalar boşa, fayda etmez nazarlık,
Herkesde olmuş şimdilerde, sorumsuz, bu ne rahatlık,
Kan revan olmuş her yer, birçok şeyse, çıkarlara satılık,
Bazen kırk katır, veya kırk satır, çok sıkı yapılır pazarlık,
Nereye bu gidiş, özeniş, güzellikler olmuş birden azınlık,
Düşünsüpte biran evvel oysa, kendimize gelsek birazcık,
Ah bir görüp, bilebilsek, bunlar hepisi sonumuza hazırlık,
Herkesde olmuş şimdilerde, hepten kendi dert, kederinde,
Kimi zevkü sefada, kimileri çile hüzün, hüsranlar içerisinde,
Üçkâğıtla, düzenbazlık ararsan, boy boy olmuş O kimisinde,
Yalan dolan, palavra hille ise, bazılarının mayasında sözünde,
Karınlar hep aç, üst baş ise hepten açık, O çoklarının gözünde,
Nefis denen O başbelası, olduğu sürece, bu insanlığın özünde,
Herkesde olmuş şimdilerde, feleğin, zalim kaderin pençesinde,
Binmişiz bir alamete, gideriz kıyamete, düşünmeden ötesinide,
Hırsızlık uğursuzluk, huzursuzluklar ise gecesinde gündüzünde,
Biraz hata, hafif özürse bulunmaktadır elbet, oysa en dürüstünde,
Aslı sirke küpüdür, sen ise bir tas şerbet sanırsın ilk gördüğünde,
Hayıflanıp çırpınışda boşadır artık, O günde can boğaza geldiğinde,
O an ak koyunla, kara koyun seçilir elbet, yakında bir gün öldüğünde,
Aval aval bakılır, tüm umutlar yıkılır, BU NASIL HAYAT ? denildiğinde…!!!
Evet Dostlar !
Acep hepimizin cevabı ne olaki ? BU NASIL HAYAT ? dendiğinde…!!!
Mevlam sonumuzu hayır eyleye dostlar…sonumuzu HAYIR EYLEYE…!!!
Yazan : G i Z E M L i K A R T A L
Dünyanın Feryadı !
Dinle ey TÜRK oğlu dinle, diyeceğim var sana,
Temkinli olda kaderin, sakın benzemesin bana,
Bu devirde felek nasıl olsa, hep güçlüden yana,
Hiç içemedim huzur pınarından, ben kana kana,
Geldiğimden beri inan, O adi zalimlerin oyununa,
Gülle çiçek gösterip onlar, yılan sokarlar koynuna
Ben ki osmanlı torunuyum, benim adım ise bosna,
…ADIM BOSNA… öyle bil öyle tanı…öyle tanı…!!!
Namerde mahkum muhtaç etme, O güzelim cennet vatanı…
Baba dahi sahip çıkmaz iken, bu zamanda oğluna,
Anayurt ise kol kanat gerdi, O güzel yavru vatana,
Sırtımı yasladım, sayesinde beşparmak dağlarına,
Şükran minnet borçluyuz biz, yüce türk ordusuna,
Diz de çöktürmedi oysa bizlere, rum makaryosuna,
Boyunduruk vurdurmadı çok şükür, O ada halkına,
Beni tanımak istersen, benim adım kıbrıs unutma,
…ADIM KIBRIS…öyle bil öyle tanı…öyle tanı…!!
Namerde mahkum muhtaç etme, O güzelim cennet vatanı…
Duyurun da sesimizi artık, bütün dünya dinlesin,
Hemde avaz avaz, yer gök hepisi birden inlesin,
Yeter son olsun, bizimde akan gözyaşımız dinsin,
Acılarımız bitsin, insanımız bunca hor görülmesin,
Kötülük yok olsun . tümden yer yüzünden silinsin,
Neden niye bu gaflet, niçin hepten gariban ezilsin,
Beni de sorarsan sen kimsin, benim adım ise filistin,
…ADIM FiLiSTiN…öyle bil öyle tanı…öyle tanı…!!!
Namerde mahkum muhtaç etme, O güzelim cennet vatanı…
Gönlüm acılı, gözlerimse yaşlı, barış dersen çok uzak,
Eziyetlerse bitmez oldu, hiçte bilmiyor oysa dur durak,
O zalimler hep birlik olup, kurdular bizlere binbir tuzak,
Şimdi ise dört bir yana savrulduk, hemde parçalanarak,
Gözler yolda imdat bekler, bir dalımızda yok tutunacak,
Biz çıkmazdayız artık, bilmem halimiz sonum ne olacak,
Bir selam da benden size, ben komşun, benim adım ırak,
…ADIM IRAK…öyle bil öyle tanı… öyle tanı…!!!
Namerde mahkum muhtaç etme, O güzelim cennet vatanı…
Elde avuçta yok, halimizi gören yok, hiç kalmadı kumanya,
Zaten güç taakatda bırakmadılar, tükettiler, olsada almaya,
Bir tas sıcak çorbamız, barınacak yuvamızda yok kalmaya,
Bize felah vermeyen, dilerim kendiside hiç huzur bulamaya,
Çıktık yıllar önce bizlerde yollara, özgürlük, hürriyet aramaya,
O diyarlar ki çoktandır kana boyanmış, ne varsa boydan boya,
Halimizi soran da yok, rahatsız olmayın devam edin uyumaya,
Burası dağlar mekânı kafkas diyarı, benim adım ise çeçenya,
…ADIM ÇEÇENYA…öyle bil öyle tanı…öyle tanı…!!!
Namerde mahkum muhtaç etme, O güzelim cennet vatanı…
Bendeki savaşın ezelini sorarsan, başlar tam otuz yıldan,
Şimdilerde fayda yok kimseden, ne gardaş, nede bacıdan,
Önce düsman belliydi, ruslarla savaşdı, sonra sinsi taliban,
Darbelerse üst üste, içerden dışardan, fakirlikse bir yandan,
Çıra yakıpta arasan bulamazsın, oysa karnı birgün tok yatan,
Güya barış güçleridir, şimdi daha halâ bizleri aklınca avutan,
Kimsin diye banada soracaksın elbet, benim adım afganistan,
…ADIM AFGANiSTAN öyle bil öyle tanı… öyle tanı…!!!
Namerde mahkum muhtaç etme, O güzelim cennet vatanı…
Niyetleri ne olursa olsun, baş vursalarda bin bir çeşit hilleye,
Bir fiske dahi vurdurmayız, bu topraklarda yaşayan hiç kimseye,
Asırlardır pabuç bırakmadık, bırakmayız biz dalaveracı sinsiye,
Kendine güvenen, yüreği yeten varsa, hadi çıksın gelsin beriye,
Ölesiye savaşılır bizde unutma, cennet vatan için hemde ölesiye,
Sözümden tanıdın sen beni, bildin kimliğimi, benim adım TÜRKiYE..!!!
ADIM TÜRKiYE…öyle bil öyle tanı…öyle tanı…!!!
Merak etme sen mahkum, muhtaç etmeyiz, biz bu güzelim cennet vatanı…
Şehit kanıyla suladık onları, O kanlarki yarısı bile etmez fıratla dicle suları,
Toplasanda yeşil, kızıl ırmakları, yinede yapmaz hiç biri dirhem şehit kanı,
işte böyle kazandık, nasırlı ellerimizle tırnaklarla kazıdık biz bu toprakları,
Dünyada kimsede yoktur unutma, bizdeki imanla, vatan, bayrak heyecanı,
EVET DOSTLAR…!!!
Bu dizeleri sizlere çok uzak diyardan, gurbetten yazdım,
Mevlam diledi kelam`a geldim, sonra size böyle tanıttım,
DÜNYANIN FERYADI`nı, size ben içim yanarak anlattım,
Post derdine düşmüş herkes, ben ise özde dostu ararım,
Dilimden dökülen sevgiyle barış, hepten onlara sevdalıyım,
insanlık çürüdü de çöküyor dostlar, yok oluyor umutlarım,
Tek güvencemse kalem kâğıdım, RABBiM`se tek dayanağım,
Çırpınışım sevgiye barışa, söyleyin ben daha ne yapayım,
Bu anlattıklarıma duyarsız kalan varsa, tebrik eder kutlarım !
Ermeni Sorunu’nun Ortaya Çıkışı
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküntü dönemine girmesini takiben Rusya, İngiltere, Fransa ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun teşvikiyle, İmparatorluğu oluşturan milletler birbiri ardına bağımsızlık mücadelesine girişmişler ve bunda başarı sağlamışlardır. Bu gelişmeler Ermeniler için de örnek teşkil etmiş, onlar da Osmanlıları parçalamak isteyenlerin maddi ve manevi desteğiyle yer yer ayaklanmalar başlatmışlardır.
Böylece, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bir “Ermeni sorunu”ndan söz edilir olmuştur.
Bu dönemde dünya güç dengesinde giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya çıkan Çarlık Rusya’sı Osmanlı Devleti topraklarını bir doğal yayılma alanı olarak kabul etmekte ve Osmanlılar’ın sırtından güneyde sıcak denizlere açılma hedefini gütmektedir. Bu hedefe ulaşmak için kullandığı başlıca araçları savaşların yanı sıra, Osmanlı yönetimi altındaki Hristiyan toplumların hamisi rolünü oynamaktır. Diğer taraftan dönemin diğer iki başlıca gücü olan İngiltere ve Fransa da Osmanlı Ermenilerini Protestanlık ve Katolikliğe kazandırmak amacındadır ve bu amaçlar bağlamında, İstanbul’da 1830′da Ermeni Katolik, 1847′de Ermeni Protestan kiliselerini kurdurmuşlardır. Rusya, İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Ermenilerine ve diğer Hristiyan toplumlara gösterdikleri bu ilginin gerisinde esas itibariyle azınlıkları himaye görüntüsü altında Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahale edebilmek ve imparatorluğu parçalamak amacı yatmaktadır.
Ermenilere bu güçlerce Doğu Anadolu’da bir Ermenistan Devleti’nin kurulması vaad edilmiştir. Halbuki söz konusu dönemde bu bölgedeki Ermeni nüfusu bölge genel nüfusu içinde ancak %15 oranında bir yer işgal etmektedir. Örneğin, en kalabalık oldukları Bitlis’de bile nüfusun 1/3 ünü dahi teşkil edememektedirler.
“Ermeni sorunu” için bir başlangıç noktası bulmak gerekirse, bu 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nı izleyen Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Konferansı’dır.
Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Ayastefanos Antlaşması’nın Osmanlı Devleti’nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:
“Ermenistan’dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti’ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti, Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin, Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder”.
Antlaşmanın bu hükmü esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi ” Ermeni sorunu”nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve “Ermenistan” diye bir bölgenin varlığından söz etmesi yönlerinden büyük önem taşımaktaydı. Ayrıca 1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi ise Ayastefanos Anlaşması’nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir :
“Osmanlı Hükümeti halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir”. Berlin Antlaşması’nın bu hükmü ile Türk – Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilme hakkı tanınmış olmaktadır.
Ermeni Komiteleri ve İsyanlar
Berlin Antlaşması’nın imzalanmasını izleyen dönemde Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir. Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki baskı ve müdahaleleridir. Sorunun ikinci yönü ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli’de yaşayan Ermenilerin Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, özellikle Doğu Anadolu ve Kilikya’da yeraltında örgütlenmeleri ve silahlanmalarıdır.
İlk kışkırtmalar Rusya’dan gelmeye başlamış, Rusların bu tutumu İngiliz ve Fransızları Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevketmiştir. Doğu Anadolu’daki İngiliz Konsoloslukları’nın sayısı hızla artmış, ayrıca bölgeye çok sayıda Protestan misyonerler gönderilmiştir.
Bu kışkırtmalar sonucunda Doğu Anadolu’da 1880′den itibaren çeşitli Ermeni komiteleri kurulmaya başlamıştır. Ancak, yerel düzeyde kalan bu komitelerin varlıkları, Osmanlı yönetiminden şikayeti olmayan ve barış ve refah içinde yaşamlarını sürdüren Ermeni halkının büyük çoğunluğunun ilgisini çekmekte başarılı olamadığından kısa bir süre sonra sona ermiştir.
Osmanlı Ermenilerini içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete geçirmek mümkün olmayınca, bu kez Rus Ermenilerine Osmanlı toprakları dışında komiteler kurdurtulması yoluna gidilmiştir. Böylece 1887′de Cenevre’de sosyalist eğilimli, ılımlı militan Hınçak, 1890 ‘da ise Tiflis’te aşırı terör, isyan, mücadele ve bağımsızlık yanlısı Taşnak Komiteleri ortaya çıkmıştır. Bu komitelere Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin “kurtarılması” hedef ve amaç olarak gösterilmiştir.
İstanbul’da örgütlenen ve Avrupa devletlerinin dikkatlerini Ermeni meselesine çekerek Osmanlı Ermenilerini kışkırtmayı hedefleyen Hınçaklar’ın başlattığı ayaklanma girişimlerini, aralarında siyasi mücadele başlayan Taşnaklar’ınki izlemiştir. Bu ayaklanma girişimlerinin ortak özelliklerini, Osmanlı ülkesine dışarıdan gelen komitelerce planlanmış ve yönlendirilmiş olmaları ve örgütlenme faaliyetlerinde Anadolu’ya yayılan misyonerlerin büyük katkısından yararlanmaları teşkil etmiştir.
İlk isyan 1890′daki Erzurum İsyanı’dır. Bunu yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı Gösterisi, 1892-93′te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon Olayları, 1894′te Samsun İsyanı, 1894′te Babıali Gösterisi ve Zeytun İsyanı, 1896′da Van İsyanı ve Osmanlı Bankası’nın İşgali, 1903′te ikinci Samsun İsyanı, 1905′te Padişah Abdülhamid’e suikast girişimi, 1909′da Adana İsyanı izlemiştir. İsyanların Osmanlı kuvvetlerince bastırılması, dünya kamuoyuna “Müslümanlar Hristiyanları katlediyor” mesajıyla yansıtılmış ve Ermeni sorunu giderek daha geniş çapta bir uluslararası sorun niteliğine büründürülmüştür. Nitekim, döneme ait İngiliz ve Rus diplomatik temsilciliklerinin raporları, Ermeni ihtilalcilerin hedefinin karışıklıklar çıkararak Osmanlılar’ın karşılık vermesini ve böylece yabancı ülkelerin duruma müdahalesini sağlamak olduğunu kaydetmektedir ve büyük devletlerin diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri Anadolu’nun her köşesine dağılmış Hristiyan misyonerler ile birlikte Ermeni propagandasının Batı kamuoyuna iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük rol oynamışlardır. Padişah Abdulhamid’e suikast girişimi (21 Temmuz 1915)
1.Dünya Savaşı ve Sonrası
Osmanlıların 1 Kasım 1914 tarihinde İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı savaşa girmesi, Ermeni komitelerince büyük bir fırsat olarak görülmüş, Rus saflarına katılan Ermeniler gönüllü alaylar kurarak Rus işgal kuvvetleriyle birlikte Doğu Anadolu topraklarına girmişlerdir. Ayrıca, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yeni isyanlar çıkartılmış, Osmanlı kuvvetleri arkadan vurulmuş, sivil Türk halkı büyük bir katliama maruz kalmıştır. Bu katliam yalnızca Türkleri hedef almamış Trabzon civarındaki Rumlar ve Hakkari çevresindeki Museviler de katledilmişlerdir.
Bütün bunlar olurken, İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale Boğazı’nı zorlamakta, Osmanlı orduları Galiçya’dan Doğu Anadolu ve Irak’a kadar çeşitli cephelerde düşman kuvvetleriyle çarpışmaktadır.
24 Nisan 1915
Osmanlı Hükümeti bu durum karşısında önce Ermeni Patriği ile Ermeni toplumunun milletvekilleri ve diğer önde gelenlerine Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını bildirmekle yetinmiş; bu sonuç vermeyince, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri’ni kapatarak yöneticilerinden 235 kişiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Dışardaki Ermenilerin her yıl “Ermeni soykırımının yıldönümü” diye andıkları 24 Nisan, işte bu 235 komitecinin tutuklandığı tarihtir.
Yer Değiştirme(Tehcir)
Doğu cephesinde Ermeni asıllı vatandaşlarının ihanetine uğrayan Osmanlı Hükümeti ülke bütünlüğüne karşı yöneltilen bu faaliyetlerin engellenmesi amacıyla Ermeni komitelerini kapatmanın ve liderlerini tutuklamanın yanı sıra Doğu Anadolu’da savaş bölgesi hattı içinde kalan Ermenileri 27 Mayıs 1915 tarihli bir kanun çerçevesinde imparatorluğun güneydeki savaş dışı kalan bölgelerine (Suriye’ye) sevketmiştir.
Ermeni tarihçi Leo’nun da belirttiği gibi, Osmanlı Hükümeti “Rus kışkırtmalarına kapılarak ve Rus silahlarına güvenerek karışıklık ve isyanlar çıkaran Ermeni komiteleri karşısında kendi varlığını korumak hakkını kullanmıştır”. Tehcir uygulaması Ermeni çevreleri ve düşman devletlerce “Ermeni katliamı” olarak adlandırılmış ve Osmanlılara karşı büyük bir propaganda kampanyası başlatılmıştır.
Oysa tehcir güvenlik nedenleriyle belirli bir grubun belirli bir yerde ikamete mecbur edilmesi uygulamasından ibarettir. Savaş halinde düşman ile işbirliği yaptığı sabit olmuş ve üstelik bu işbirliğini bir iftihar kaynağı olarak gören toplulukların zararlı faaliyetlerinin önlenmesi bakımından belirli bir yerde ikamete mecbur edilmesinin devletin en doğal haklarından biri sayılması gerekir. Bu önlem ülkesinin güvenliği ve toprak bütünlüğü açısından benzer tehlikelerle karşılaşan tüm devletlerin başvurduğu bir uygulamadır. Başta ABD olmak üzere İkinci Dünya Savaşı’nda bile çok sayıda devlet tarafından aynı önleme başvurulmuştur.
Ermeniler’in Verdiği Kayıplar
Ermeniler’in Doğu Anadolu’daki çarpışmalar ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Bunu kimse inkar etmemektedir. Bir dünya savaşı ve ayaklanma koşullarının oluşturduğu genel asayişsizlik ortamı ve kişisel kin ve intikam duyguları içinde, techir sırasında kafileler bazı saldırılara uğramıştır. Osmanlı Hükümeti bu durumu elinden geldiğince önlemeye çalışmış ve sorumluları da cezalandırmıştır. Osmanlı Hükümeti’nin yayınladığı çeşitli emirlerde, nakledilen Ermenilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması, iaşe ve ibadet ihtiyaçlarının devletçe karşılanması, kafilelerin güvenliğinin özel görevlilerce sağlanmasına ilişkin ayrıntılı hükümler bulunmaktadır. Bu emirlerden halen yabancı ülkelerin arşivlerinde de mevcut olan bazıları şöyledir:
“Nakli gereken Ermenilerin yeni yerleşme bölgelerine hareket ettirilmeleri ve yolculukları sırasında rahatları sağlanmalı, canları ve malları korunmalıdır. Varışlarından yeni yurtlarına tamamıyla yerleşmelerine kadar iaşeleri mülteci tahsisatlarından karşılanmalıdır. Bunlara daha önceki mali durumları ve hali hazır ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmalıdır, ihtiyaç sahipleri için evler yapılmalı, çiftçi ve ihtiyaç sahibi zanaatkarlara tohum, alet ve teçhizat temin edilmelidir.”
“Bu emrin tamamıyla Ermeni isyancı komitelerinin genişlemesine karşı bir önlem olması nedeniyle, Müslüman ve Ermeni gruplarının karşılıklı katliama girişmelerine yol açacak şekilde yerine getirilmesinden kaçınılmalıdır.”
“Yeniden yerleştirilen Ermeni gruplarına refakat etmek üzere özel görevliler temini için düzenlemeler yapılacaktır.”
“Yoksul göçmenlere yeterli yiyecek verilmeli ve sağlık durumları her gün doktor tarafından denetlenmelidir. Hasta, kadın ve çocuklar trenle, diğerleri ise dayanıklılıklarına göre katırla, araba içinde veya yaya olarak gönderilmelidir. Kamplarda veya yolculuk sırasında göçmenlere karşı bir saldırı vuku bulursa, bu saldırılar derhal püskürtülmelidir.”
Öte yandan, savaş günlerinin güç koşullarını, araç, yakıt, gıda, ilaç ve diğer imkanların yetersizliğini, ağır iklim şartlarını ve tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı tahribatı da göz önünde tutmak gereklidir. Örneğin 90.000 kişilik bir Osmanlı kolordusunun Doğu cephesinde sırf soğuk ve salgın hastalıktan kırıldığı unutulmamalıdır. Cephelere uzak bölgelerde, hatta İstanbul’da günün koşulları altında dahi büyük sıkıntılar çekilmiştir. Bu güçlükler sadece Ermeniler için değil, tüm Osmanlılar için eşit ölçüde geçerlidir. Uğranılan acılar herkes için ortak acılar olmuştur.
Sevr ve Lozan Antlaşmaları
Osmanlı Devleti’nin savaştan yenik çıkmasıyla imzalanan Sevr Antlaşması Ermenileri bir kez daha umutlandırmıştır. Bu Antlaşmada Ermenistan’ın özgür ve bağımsız bir devlet olarak tanınması öngörülmekteydi. Sınırın tesbiti ise ABD Cumhurbaşkanı Wilson’ın takdirine bırakılmaktaydı.
Sevr Antlaşması’nı geçersiz kılan ve Türkiye Cumhuriyetini kuran 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması’nda ise Ermeniler hakkında hiçbir hüküm yer almamaktadır. Esasen, Lozan Antlaşması’ndan önce 16 Mart 1921′de Rusya ile imzalanan Moskova Anlaşması Türk-Rus sınırını çizmiş, bu sınır Kafkasya’da Erivan merkez olarak kurulan Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti tarafından da 13 Ekim 1921 tarihli Kars Anlaşması ile kabul edilmiştir. Ermeni toprak talepleri böylece tarihe gömülmüştür.
Canik Sancağında Ermeni Faaliyetleri
. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında
CANİK SANCAĞI’NDA ERMENİ FAALİYETLERİ
Yrd. Doç. Dr. Nuri YAZICI*
“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
Mustafa Kemal Atatürk
Osmanlı Devleti’nin çok uluslu yapısı, XIX. yüzyıldan itibaren siyasal varlığı ve toprak bütünlüğü açısından sorunlar yaratmaya başlamıştı. Bu yüzyılda Avrupa devletlerinin sanayileşmeleriyle beraber ortaya çıkan sömürgecilik ve yayılma politikaları Osmanlı ülkesini ve Doğu Akdeniz havzasını Batılı devletlerin politik gündemine oturtmuştu.
XIX. yüzyılın sonlarına doğru milliyet politikalarının yeniden etkinlik kazanması, Avrupa devletlerinin politikalarına, Osmanlı toplumunun çok uluslu yapısından yararlanmak biçiminde yansımıştır. Bu politikalara XIX. yüzyıldan itibaren “Şark Politikaları” denmiş ve Osmanlı Devleti de bu politikaların hedefindeki “Hasta Adam” sayılmıştır.
Avrupa büyük devletleri, Osmanlı yönetimi altındaki etnik unsurlardan, kendi politik çıkarları doğrultusunda, millî isyanlarını destekleyerek ve Osmanlı Devleti’nden ayrılma politikalarını cesaretlendirerek yararlanmaya çalıştıkları gibi, Osmanlı ülkesini ele geçirmek ve paylaşmak yolunda dinden de yararlanmaya karar vermişlerdi.[1] Bu yolla Fransa, Rusya, İngiltere ve Avusturya Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışma imkânı buluyorlardı. XIX. yüzyılın sonlarına doğru özellikle Berlin Anlaşması (1878) öncesinde Avrupa devletleri nazarında artık Türk hükümetinin, gerçek bir devlet olarak tekrar ayağa kalkabileceğine inanılmıyordu.[2] Bu durum Osmanlı ülkesi üzerindeki çıkar çatışmalarına ve paylaşım teşebbüslerine cesaret vermiştir.
İşte, Ermeni sorunu da, Osmanlı politikasının gündemine bu dönemde girmiş ve Batılı devletler bu Hristiyan unsurdan kendi şark politikaları yönünde yararlanmaya çalışmışlardır.
I. Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde özellikle İngiltere, Ermeni unsurunu kullanmak suretiyle Osmanlı Devleti üzerinde siyasî bir baskı kurmaktaydı. Ayrıca Osmanlı ülkesindeki Hristiyanların koruyuculuğu politikasının tekelini de Rusya’ya kaptırmak istemiyordu.
Berlin Anlaşmasıyla Balkanlardaki rekabet hemen hemen sonuçlanmış ve Osmanlı Devleti bu bölgeden çıkarılmıştı. I. Dünya Savaşı sonunda ise Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu önem kazanmaya başlamıştı; Mondros Mütarekesi’yle, Doğu Anadolu’da İngiltere’nin güdümünde bir Ermeni devleti’nin kurulacağı anlaşılmaktaydı. İngiltere’nin, Ermeni unsurunu destekleyerek Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulmasını istemesinin nedeni de, Rusya’nın güneye inerek sömürge yolları üzerinde yaratacağı tehdide bir tampon oluşturmaktı.
Rusya ise kendi himayesinde bağımsız bir Ermenistan politikası izleyerek Anadolu’yu da Balkanlaştırmak siyaseti güdüyordu. Bu nedenle Rusya, I. Dünya Savaşı sırasında işgal ettiği kuzey doğu Anadolu kıyılarında ve Doğu Anadolu’da Türklere karşı Ermeni unsurundan yararlanma politikaları izlemiştir.
Avrupa büyük devletlerinin izledikleri ve genel olarak “Şark Politikaları” diye adlandırılan bu politikalar ve bağımsız Ermenistan politikaları Osmanlı Devleti’ndeki Ermeni teb’a arasında da destek bulmuştur. Böyle bir siyasal akım, büyük devletlerin desteği ve müdahaleleriyle yaratılmıştır: Çeşitli cemiyetler kurulmuş, Ermeni çeteleri işgalci devletlerin üniformaları altında silahlandırılarak Türklere karşı kullanılmıştır.
Karadeniz kıyısındaki Canik Sancağı da, Anadolu’da, kısmen Rum ve Ermeni unsurla yerleşik olan alanlardan biriydi: Canik Sancağı Trabzon vilayetine bağlı olup, XX. yüzyıl başlarında merkez Samsun (nahiyesi Kavak), Bafra (nahiyesi Alaçam), Ünye (nahiyesi Karakuş), Terme, Çarşamba, Fatsa kazalarından ve 965 köyden ibaretti.
I. Dünya Savaşı yıllarında ve Mondros Mütarekesi’ni takip eden günlerde bu bölgede daha çok siyasal amaçlı Rum çetelerinin faaliyetleri görülmekle beraber[3] özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında Rusların yardımıyla harekete geçen Ermenilerin saldırı ve tecavüzleri de görülmektedir.
Nitekim, 20 Ekim 1916 Perşembe günü Rus donanması tarafından Terme sahiline çıkarılan silâhlı Ermeni çeteleri, Rusların da desteğiyle çok büyük katliam ve tahribat yapmışlardır.[4]
Ermeni eşkiyalarının Terme’ye yaptığı bu baskın sonunda katledilenler ve öldü diye bırakılarak yaralı olarak kurtulanlardan başka çok sayıda ev, dükkân, otel, kahvehane, fırın, tütün anbarı ve telgrafhane yakılıp yıkılmıştı.
Ayrıca Rus donanmasının bombardımanı sırasında Terme kasabasında muhacirlerden bir kişi, Ünye istikametindeki Miliç yöresinde de beş kişi şehit olmuştur; Hacı Kanberoğlu Kezban, Çolak Hasan’ın kızı Havva, İsmail Bey oğlu Bekir, Hacı Hasan oğlu Kemal kızı Hatice ve Hopa’lı Bektaş oğlu Dursun’un eşi Binnaz bu bombardıman sırasında, Miliç mevkiinde şehit olmuşlardır.[5]
Silâhlı Ermeni eşkıyalarının Terme kasabasına girmeleri sırasında yine bir asker, aynı eşkıya grubunun Miliç yöresindeki şekaveti sırasında da Beyastan oğlu Yusuf adlı bir kişi şehit edilmiştir. Bu eşkıya grubunun Terme Hükümet binasını yakmaları sırasında da bir kişi ölmüş, iki kişi de yaralanmıştır. Böylece bu baskında yaralı ve şehit olanların sayısı 11’e ulaşmıştır.
Ermeni eşkıyaları yaptıkları bu baskında beraberlerinde 19 kişiyi de götürmüşlerdir. Bunlar beş kişilik ailesiyle beraber Demirci Kosti ve iki kayınbiraderi, Ünye’li Ermeni mühtedîlerden Terzi Maksut ve yedi kişilik ailesiyle beraber eskici Ohannes idi. Ayrıca kasabadan Hacı Ali oğlu Hasan’ın kızı Firdevs ile yine kasabadan Dayı oğlu Hasan’ın kızı Satiye de zorla götürülenler arasındaydı…[6]
Bu olaylardan ve tahribatlardan sonra Terme’de meydana gelen zarar ziyanı belirlemek üzere bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyonun tespitlerine göre, 41 ev, 10 kahvehane, 25 dükkân, 6 otel, 4 fırın, 2 mağara, 1 telgrafhane ve 1 tütün anbarı yakılmıştı. Yakılan bu binaların kıymeti komisyonca 931.000 kuruş olarak tespit edilmiştir. Bu yangınlarda ve yağmalarda yok edilen ev eşyalarının kıymeti için, yine aynı komisyonca 885.990 kuruş, dükkân eşyalarının kıymeti olarak 1.138.500 kuruş, zahire kıymeti olarak da 144.150 kuruş takdir edilmiştir. Böylece Ermeni eşkıyasının bina ve hane eşyalarını yakarak ve yok ederek verdikleri zarar ziyanın bedeli 3.100.000 kuruşa çıkmıştır.
Dahiliye Nezareti’yle yapılan yazışmalardan ise, esir edilip götürülenlere mukabil daha sonra Rusya teb’asından 20 kişinin tutuklandığı anlaşılmaktadır. Bu yazışmalarda, zarar ziyana mukabil tazminat için ne gibi bir işlem yapılacağı da soruluyordu. Verilen cevapta ise, askerler savaş sırasında ölmediklerinden, esir gidenlerden de, kendi isteğiyle gidenleri ayırt etmek mümkün olmadığından tümü hakkında “mukâbele-i bi’l misl”e karar verildiği belirtilmektedir.
Bolşevik İhtilali ve Rusya’nın I. Dünya Savaşı’ndan çekilmesi “Şark Politikası”ndaki dengeleri ve paylaşım hesaplarını değiştirmiştir ama, bu yeni durum Ermeni sorununu gündemden düşürmemiştir. Bu sefer İngiltere, Ermeni himayesini üstlenmiştir. Gizli anlaşmalarla Rusya’nın payına düşen bölgelerde bu defa bir Ermenistan projesi gündeme getirilmiştir. Mondros Mütarekesi’nin 24. maddesi bu politikanın kanıtı niteliğindedir.[7]
Ermenilerin yıkıcı faaliyetleri ve Ermeni çetelerinin saldırı ve tecavüzleri Mütareke sonrasında ve Millî Mücadele yıllarında da devam etmiştir. Bu dönem, bütün Anadolu’da siyasal bir belirsizliğin ve kargaşalığın yaşandığı bir dönemdi. Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul Hükümeti’nin, millî varlığı koruma yolundaki yetersizliği Ermeni ve Rumları cesaretlendirmiş ve azınlıklar, Osmanlı Devletiyle teb’a bağlarını koparmışlardı. Anadolu’da, adeta Türk halkına karşı ilân edilmemiş bir savaş sürdürülüyordu.
Ermeni faaliyetleri, esas itibariyle Doğu Anadolu’da yoğunlaşmış olmakla beraber, bu bölgenin denize açılan limanları durumunda olan Trabzon, Giresun, Samsun yörelerinde de görülmekteydi.[8] Bu bölgedeki Ermeni saldırı ve tecavüzleri tamamen Rumların hazırlığı gibi idi. Bu Hristiyan unsurlar, açık ve gizli faaliyetleriyle kendi politik amaçlarını ve Osmanlı Devleti’nin bir an evvel çökmesini sağlamak için çalışıyorlardı.[9] Ancak Mütareke sonrasının işgal günlerinde ve azınlıkların saldırıları karşısında Anadolu’nun diğer bölgelerinde olduğu gibi Doğu Karadeniz Bölgesi’nde de, Türk halkının millî varlığını korumak için teşkilâtlandıkları görülmekteydi.
İngilizlerin, 9 Mart 1919’da, Samsun’u işgalleri ve bu durumu Havza, Merzifon’a doğru genişletmeleri bölgedeki azınlıkları cesaretlendirmişti.
19 Mayıs 1919’da ise Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gelmesi ve bölgede, Müdafaa-i Hukuk faaliyetlerini destekleyici tutumu, Türk halkı arasında umut ve geleceğe güven yaratmıştı.
Böyle bir ortamda, bölgedeki Türklerin malını, mülkünü ve ailesini geride bırakarak, Millî Mücadele’ye katılması, azınlıklara fırsat vermişti: Köylerde daha çok yaşlılar, kadınlar ve çocuklar kalmıştı. Bundan yararlanan ve Rusya’dan silahlı olarak dönen Ermeni çeteleri Ünye’nin Kiraztepe, Üçpınar, Köklük, Havzıkara, Ballık köylerine baskınlar düzenleyerek ahaliyi katletmişlerdir. Aynı şekilde Manastır Köyüne gelen Ermeni çeteleri ahaliden bazılarını kurşuna dizdikleri gibi, bir kısmının da başlarını keserek kazığa takmışlardır. Ünye Jandarma Bölüğü Komutanı Yüzbaşı Ahmet Halit’in 9 Eylül 1919 tarihli raporundan, genel harbe katılarak evini ve ailesini geride bırakan Müslüman Türk erkeklerinin yokluğundan yararlanarak, Rusya’dan öteden beri silâhlı olarak dönen Ermeni çetelerinin köyleri basarak, büyük katliamlar yaptıkları anlaşılmaktadır.[10]
Bu eşkıyalar, köylere yaptıkları baskınlardan başka “kenar ve bucakta, dağ ve ormanda” tesadüf ettikleri Müslüman erkek, kadın ve çocukları da katletmekteydiler.
29 Ağustos 1919 tarihinde Köklük köyünden Ermeni Avadis, arkadaşı Karahoca, Sürup, Asador, Kalos, Artin, Vartan, Vesken, Avakim, Misak, Çökükburun Akaryan, Atan ve diğer arkadaşları tarafından Manastır köyünün girişine pusu kurulmuştu. Bu pusuda eşkıya çetesi Haşim Çavuş ve kardeşi Nuri’yi, Emrullah oğlu Emrullah’ı, Baltacıoğullarından Mehmet oğlu Mehmet’i katletmişlerdir. Bu çatışma sırasında karşılık veren köylüler tarafından Ermeni eşkıyadan da Avadis vurularak öldürülmüştü.
Aynı raporda, adları geçen Ermeni eşkıyanın faili oldukları katl olayları da şöyle sıralanmaktadır:
1. Manastır köyünden Kapucuoğullarından İbrahim oğlu Ali, Köklük köyünden Kara Kâhya oğullarından Sürup tarafından ailesinin gözü önünde öldürülmüştür.
2. Yine aynı köyden Delibaşoğlu Tahir Çavuş, Avadis ve Sürup tarafından ailesinin gözü önünde kurşunlanarak öldürülmüştür.
3. Yine aynı köyden Hatip oğlu Çakır Mustafa, amcazâdesi Recep, gelini Şerîfe, diğer gelini Hamide ve yeğeni Emine aynı çeteden Sürup, Avadis, Atan, Asador, Kalust, Avakim, Vartanis adlı eşkıyalar tarafından evleri içinde kurşunlanarak katledilmişlerdir.
4. Aynı köyden muhtar Tunukluoğlu Halil Çavuş, yine aynı Sürup ve diğer eşkıya arkadaşları tarafından başı kesilerek öldürülmüş ve başı kazığa takılmıştır. Şimdiki muhtar Mustafa ise “fidye-i necât” (can kurtarma parası) karşılığında salıverilmiştir.
5. Köyün hatîbi Kabakçıoğlu Mustafa Efendi, yine Sürup ve arkadaşları tarafından evinden çıkarılmış, nakit parası ve hayvanları gasbedildikten sonra köy içerisinde kurşunlanmak suretiyle öldürülmüştür.
6. Kenehur’da yerleşik olduğu halde, Manastır köyüne bir iş için gelen Şiranlı Ahmet, yine Sürup tarafından kurşunlanarak öldürülmüştür.
7. Manastır köyünden Kapucuoğlu İbrahim Çavuş’un eşi Fatma, tarlada çalışmakta iken yine Sürup tarafından kurşunlanarak katledilmiştir.
Sözü edilen Manastır köyü girişindeki pusuda, çatışma sırasında öldürülen Avadis’in cesedini Köklük köyüne getiren Ermeni çeteler, bunu bahane ederek Samsun’daki İngiliz mümessili Pearing’e şikâyette bulunmuşlardır. Mümessil Pearing, bu şikâyete dayanarak, Mutasarrıflığa yazdığı 6 Eylül 1919 tarihli bir yazıyla Ünye kaymakamı ve jandarma komutanını hiçbir şey yapmamakla suçlamıştır.
Bu yazıda Ünye civarındaki Köklük köyünde Ermenilerin evlerinde hapis kaldıkları, dışarıya çıkmadıkları, hatta Avadis adlı bir Ermeninin öldürüldüğü iddia edilmekte idi. Halbuki sözü edilen Avadis, 29 Ağustos 1919’da Manastır köyünün yakınında pusu kuran Ermeni eşkıyasından biri idi ve buradaki çatışmada vurularak ölmüştü. Diğer eşkıya arkadaşları da cesedi Köklük köyüne getirmiş, güya Köklük köyünde Müslümanlar tarafından vurulmuş gibi hükümete ihbarda bulunmuşlardı.
Nitekim, 10 Eylül 1919’da Mümessil’e verilen cevapta, alınan resmî bilgilerin kendisinin bildirdiği gibi olmadığı, Köklük köyünün bir eşkıya yatağı olduğu, adı geçen Ermeni ile birlikte arkadaşlarının pusu kurması sonucu dört Müslümanın öldürüldüğü ve Müslümanların bu tecavüze karşı kendilerini korumaları esnasında eşkıyanın reislerinden olan bir şahsın ölmesinin gayr-î tabiî bir hal olmadığı belirtiliyordu.[11] Ancak yine de bu olaydan sonra devlet, Manastır köyünün güneyinde bulunan bir evi karakol haline getirip, on iki erlik bir kuvveti buraya yerleştirmiştir. Bunun üzerine eşkıyadan çekinip, katledilmekten korkarak çocuklarıyla ormana gizlenen Türk köylüleri de tekrar evlerine dönebilmişlerdir…
Bölük komutanı Yüzbaşı Ahmet Halit’in sözü edilen raporunda, bu asayişsizliğin sebeplerine ve alınması gereken tedbirlere de değinilerek “yapılan bunca feci cinayete karış hükümet ya haberdar edilmemiş veyahut edilmişse de hükümet, şevket ve satvetini bu yörelere getirememiş olduğundan bunlar da gün be gün kuvvetlerini artırmış ve bu suretle masum ahâlinin başına kaçınılmaz bir belâ kesilmişlerdir.” denilmektedir.[12]
Aslında bu değerlendirme Anadolu’nun her yeri için geçerlidir. Çünkü Mondros Mütarekesi hükümleri savaşı sona erdirmemiş, bir barış ortamı getirmemişti. Adeta Anadolu’nun istilâsını ve paylaşımını kolaylaştırmak için Osmanlı Devleti’nin ve Türk halkının dayanma gücünü ortadan kaldırmıştı. Bu özellikleriyle Mondros Mütarekesi, “Şark Politikası”nın bir uygulaması ve yaratılmaya çalışılan Ermeni sorunu da bu politikanın bir parçasıydı.
Yüzbaşı Ahmet Halit Bey’in raporu bir gerçeği daha tespit etmesi bakımından dikkate değerdir: Bu raporda “Şurasını arz edeyim ki, bugün kuvvetli bir müfreze ile bu canilerin takibine çıkıp, gerektiğinde silahlı çatışma ile birkaç tanesi ölü ele geçirildiği anda birçok baskı ile Türkler tarafından yine katle maruz kaldıklarını yabancılara karşı feryada başvuracakları şüphesizdir.”[13] deniliyordu.
Gerçekten de öyle olmaktaydı. Bu nedenle aynı dönemde bir taraftan Ermeni ve Rum çetelerinin saldırılarına karşı Türk halkının dayanma gücü artırılmaya çalışılırken, bir taraftan da Batı kamuoyunun yanlış bilgilenmesini önleme faaliyetleri de sürmekteydi.
Bu faaliyetlerden olarak Millî Mücadele yıllarında meydana gelen tecavüz, tahribat ve katliamlar resmî yazışmalara geçirilerek tespit edilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın, 1 Mart 1923’te TBMM’nin dördüncü toplanma yılını açarken yaptığı konuşmasında, bu çalışmaların önemsendiği ve üzerine düşüldüğü görülmektedir.
Bu konuşmasında Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da Müslüman Türk halkına kaşı yapılan, bir örneği daha olmayan zulüm ve vahşetin tespitine ve belgelendirilmesine çalışıldığını belirtmekte, tespit olunanların yayımlanarak peyderpey medenî dünyaya sunulduğunu ifade etmekteydi.[14]
Ayrıca bölgelerdeki tahkikat komisyonlarının raporları, katliama uğrayan halkın heyetler önünde verdikleri yeminli ifadeler, bölgelerdeki askerî ve mülkî yetkililerin raporları, Kızılay yetkililerinin ve adlî makamların raporları, yabancıların günlükleri ve raporları bu araştırmaların kaynakları olmaktaydı. Bu sayede, Türk halkının uğradığı haksızlıklar ve zulümler bugün belgelenebilmektedir.
Sonuç olarak, Anadolu’nun bütününde olduğu gibi Canik Sancağında Rum faaliyetlerinin yanısıra Ermeni çete faaliyetleri ve katliamları, Türk halkını yılgınlığa ve teslimiyete zorlamak amacını gütmektedir. Bölgede Türk devletinin hükümranlığını ve egemenliğini işlemez hale getirerek bir asayişsizlik sorunu yaratılmak istenmektedir. Böylece Mütareke hükümlerine göre büyük devletlerin askerî müdahaleleri sağlanacak, batılı devletler ve kamuoyu bu sorunun çözülmesi gereğine ikna edilmiş olacaktır. İşgalci devletlerle olan din bağları, Hristiyanlık da bu politikaya destek unsuru olmuştur… Yine böylece, Batı kamuoyunun maddî ve manevî desteğini sağlamak ve Anadolu’ya yönelen işgal ve paylaşma politikalarına haklılık kazandırmak amacı güdülmüştür.
Bu siyasal ortamda Ermeni unsur, özellikle İngiliz ve ABD desteğiyle bağımsız bir devlet olma politikalarını sürdürmektedir. Fakat bu politikalar, Türk milletinin yeniden yaşama azim ve iradesi karşısında ve Kurtuluş Savaşı’nın askerî bir zaferle sonuçlanmasıyla başarısızlığa uğratılacaktır.
Yıl 2020
NEDEN BABA Yıl 2020 kızım 18,ben 47 yaşindayım… ‘Baba bizim bayrağımızda sizin zamanınızda Ay-yıldız varmış neden şimdihaç işareti ve anlamını bilmediğim renkler var? 2 arkadaş okulda tavan arasında eski bir atlas bulmuştuk, o atlasta gördük daha önce Edirne‘den Kars‘a kadar Türkiye toprağı imiş, şimdi neden o haritanın 1/5‘ine Türkiye diyoruz? Eskiden her mahallede 1–2 cami varken,şimdi neden her ilde bir cami var, dedem bahsetmişti daha önce ezan denen bir şey varmış, günde 5 defa camilerden okunurmuş şimdi bu çan sesleri ne baba? Filistinlilerin zamanında topraklarını parça parça satarak İsrail‘in kurulmasına sebep olduklarını hiç mi bir yerde okumadınız da, topraklarımızı sattırıp şimdi bu ufacık alana bizi hapsettiniz? Siz atalarınızdan böyle mi aldınız bu toprakları ?emaneti böyle mi korudunuz? Günden güne topraklarımız satılırken siz uyuyor muydunuz baba? Baba küçükken herkesin beni Ayşegül diye çagirdigini hatırlar gibiyim şimdi neden bana Angel diyorlar, beni kulağıma Angel ismini ezanla sen mi SÖYLEDİN? Bizim evin önünden tanklarla geçen Amerikan askerleri kim baba? Her gün bize hakaret ederek ve sizi her gördükleri yerde coplayarak demokrasi! mi getirdiler baba? Bize okulda demokrasinin tanımını daha farklı ögretiler sanki Elime geçen gün bir kitap geçti baba, senin gençliğinden kalan. Biz Ankara‘ya taşinmazdan önce memleketimizin ismi Gaziantep‘miş ve 6317şehit vererek ‘Gazi‘ lik ünvanini kazanmış. Neden şimdi oraya kürdistan diyorlar baba. Baba hani sizlere kürtlerle Türkler kardeştir demişler, peki kardeşlerim neden bizi öldürüp ülkemizde ayrı devlet kurdular. Baba o kitapta Atatürk diye birinden de bahsetmişti. O her kimse1933‘te Bursa‘da bir nutuk vermiş, ben şimdi bile ne kastettiğini anlayabiliyorken, sizin gençliğiniz bu kadar mı cahildi de o uyarıları dikkate almadınız? Şimdiki kürdistan toprağında yer alan Süleymaniye‘de askerimizin başina çuval geçirmişler ve sen o dönemde gençtin, hiç mi kanın donmadı baba? Neden hesap sormadınız? Bunları görmezden gelen yöneticilerinize? O az önce bahsettiğim Atatürk size bir hitabe yazmış ve sizi hain yöneticilere ve uşaklara karşi uyarmış ve hitabenin sonunda da ‘Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur‘ demiş. Baba kanınız o kadar bozuk mu ki ülkemizi bu hale getirenlerin yakasına yapışmadınız ? Baba Türkiyeli ne demek? Biz Türk çocugu değil miyiz? Soyumuz belli değil mi bizim?O kitapta okumuştum ‘Ne mutlu Türküm diyene‘ yazıyordu. Peki, baba ben neden mutlu değilim? Türküm demek suçsa ve kötü bir şeyse siz eskiden neden söylerdiniz? Baba biz Kurtuluş Savaşi denen bir şey yaşamışız. Kitaba göre dünyanın gördüğü enşanlı savaşmış ve o savaşta 4 milyon şehit vermişiz. Madem bu vatandan bu kadar kolay vazgeçecektiniz de neden o kadar şehit verdiniz? Hiç mi kitap okumadınız? Hiç mi sizi uyaran olmadı, hiç mi göremediniz ülkemizin peşkeş çekildigini? eğer farkında olduysanız ve duygusuzca evinizde oturduysanız sizin o hainlerden ne farkınız kaldı? Allah‘ın huzuruna hangi yüzle çikacaksiniz baba. ‘Vatan sevgisi imandandır‘ diye bir hadis varken hadi diyelim ki Türklüğünüzden vazgeçtiniz bari İslam‘ın emrine uysaydınız. Senin eski cd‘lerden dinledim baba, bizim de bir İstiklal Marşi‘mız varmış. O marşi yanlızca körü körüne mi ezberlediniz? Atalarımız sizi her fırsatta uyarmış, demiş ki ‘Ey Türk titre ve kendine dön‘. Baba ne zaman titreyeceksiniz? Ankara‘yı da kaybettikten sonra mı? Bundan13 yıl önce titremediyseniz eğer artık hiç bir şey titretemez sizi. Baba sen son bağımsız olan Türkiye Cumhuriyetini gördün.’Ya devlet başa, ya kuzgun leşe‘ diyebilecek bir Hasan Tahsin, bir Şehit Şahin, bir Sütçü İmam yok muydu aranızda?Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize!Bu günleri göreceğime hiç doğmasaydım baba. Türklüğünüzden utanmadınız hiç olmazsa insanlığınızdan utansaydınız baba. Bu vatan göz göre göre altınızdan kayarken hiç olmazsa ŞEREFİNİZLE ÖLEMEDINIZ Mİ? HER GÜNÜM CENAZE HER GÜNÜM ŞEHIT BUNLARIN SEBEBİ BİR İT OĞLU İT UYAN TÜRK EVLADI UYUMA UYAN OTUZ KUPONA ALINMADI BU VATAN PKK‘YA KARŞI BİR DAMLA BİLE OLSA DÜŞMANLIĞIN VARSA BUMESAJI HERKESE İLET Savaş resmen başlamış bulunmaktadır!!! Hala boğazından coca-cola geçebiliyorsa hala mcdonald s ta hamburger yiyebiliyorsan hala marlboro içiyorsan!! Lanet et kendine! Kökenin ne olursa olsun ŞEHİTLERİMiZE üzülüyorsan Amerika ya para verip pkk‘ya silah yollamalarına izin verme!!! Toplu boykot hareketi zamanı hepimiz birlik olalım!!! Eğer biraz vatanını seviyorsan şehitlerimiz için bunu herkese gönder!!!
ÇOK ÖNEMLİ!!!
hoşgeldiniz
julianinho@w.cn msn inden bana ulaşabilirsiniz
-
Arşiv
- Aralık 2008 (4)
- Kasım 2008 (23)
- Ekim 2008 (13)
- Haziran 2008 (205)
- Mayıs 2008 (564)
-
Kategoriler
- "ANZAKLI ÖMER'İN HİKAYESİ"
- 1/5 NORFOLK ALAYI
- 1930’lu yıllar Altın Çağ mıydı?
- 2050’DE TÜRKİYE’NİN DURUMU
- 3 Kelime !
- 3 Saniye
- 4 Yıllık Liseyi 3 Yılda Bitirme Şansı
- 60 AK YOLSUZLUK DOSYASI
- 7 canın
- 7 Halk cocuğunun yakınlarının acıları BİZİM ACI
- A’dan P’ye AKP
- ABD DOST MU DÜŞMAN MI?
- Abdullah Gül Kimdir?
- ABDullah Gül’ün İhanet Belgesi
- Ah Bir Cumhur olsamm!!!
- Ah Vatanım! Vah Vatanım!
- AKP’den Bir İlk Daha
- AKP’nin özelleştirme peşkeşleri…
- Alınamayan Gemiler: Sultan Osman I ve Reşadiye
- Anadolu Federe İslam Devleti (AFİD)
- Arsalar Değil Vatan Satılıyor!
- Atam Seni Özlüyoruz…
- Atatürk ilke ve inkılaplarına gerek yok
- Atatürk Suikasti Sanıklarını kim Affetmek İstedi?
- Atatürk’ü kimler öldürdü?
- AYNA AYNA SÖYLE BANA
- “ BENİM GÖZLERİM GÖRECEĞİNİ GÖRDÜ”(menkıb
- “Başbakanlık Yan Gelip Yatma Yeri Değildir…”
- “BEDELİ ÇANAKKALE’DE”
- “Darbe olacaksa olsun!”
- “Eyalet” Demedim..!
- “Kuş Yumurtası”
- “Sayın Öcalan” diyen biri…
- “Utanç Duvarı” Yıkıldı
- “İki Yüzlülük” Bu kadar olur ancak…
- Çanakkale'de TÜRKLER NEDEN ZEHİRLİ GAZ KULLANMADILA
- Çanakkale’yi kazanan o genç subay…
- Çömez'den Erdoğan'a 'Tarih'i uyarı
- ÇOK ÖNEMLİ!!!
- Çok mu korktunuz?
- Çığlık
- Önce Üzmez darbe azz sonra
- ÖĞRENCİ MARŞI
- Ülker
- Üzülüyorum…
- Bazı Zat-ı Muhteremler…
- Bağımsızlığımızı kim koruyacak -2-?
- Bağımsızlığımızı kim koruyacak?
- Bülent Arınç Diyor ki..?
- Ben mi yanlış duyuyorum?
- Bir Bülent Arınç Klasiği…
- Bir Fethullah Maduru anlatıyor:
- BOP ile Türkiye Dahil 22 Ülkenin Sınırları Değiş
- Bruksel Zirvesi Sonuc Bildirisinden tek bir madde]
- Bu Bayrak Dalgalanacak
- Bu Da Cem Yılmaz Versiyonu!
- BU NE KÜSTAHLIK?
- Buna da bir Nobel verin…
- BİR TÜRK GENCİNİN ATA'YA HİTABESİ
- BİZİM MEMUR İŞİNİ BİLİR :))
- Bırak Bu İşleri!!!
- Cüneyt Zapsu – PKK- Bim Üçgeni
- Cüneyt Zapsu kimdir?
- Cezaevinde Milletvekili oldu
- Danıştay Saldırısı
- Dedelerimizin Torunu Olabildikmi?
- Devrimci Halk Kurtuluş Partisi (DHKP/C)
- DTP
- Edip Akbayram PKK Konserine Katıldığını Kabul Etti
- ein Führer!
- ENVER PAŞA (1880-1922)
- erzurumlu
- Eğlence
- Fethullah Gülen Kimdir?
- Fethullah Gülen okulları Ajanlıkla Suçlanıyor!
- Fethullah Gülen’i Gazze’ye de bekleriz
- Fethullah’ın Atatürk Düşmanlığı
- Fetullahçı Okulların İç yüzü
- FIKRA BU YA!
- Fortis Bank – PKK İşbirliği
- Gaffar OKKAN
- Gazeteciydik(Fıkra)
- genel kültür
- Genelkurmay’ın uyarısı
- Halef-Selef mi
- HANGİ ÜLKENİN VATANDASI OLMAK İSTERSİNİZ
- Her gün milyonlarca bedave gazete nasıl dağıtılıy
- Hizbullah Terör Örgütü
- Işık Evlerinde Uygulanan Prosedür ve Yemin Metni
- Kabadayılar Başbakanla…
- Kardeş Dedik Sattılar!!!Türk'ün Türk'ten Başka Do
- KDV ve Vergi Rezaleti
- Kim bu adam?
- Korkuyorlar…
- Laiklik elden gidecekmiş!!Hangi Laiklik!
- Medyayı değil PKK´yı susturun
- Mektup
- Menemen Olayı – Bülent Arınç
- merkez bankası
- Mustafa Kemal İçin Yazılan İlk Şiir
- Mustafa Kemale Şikayetim Var
- Ne Cürretle!
- Ne mutlu Türküm diyene!
- NE YAPTI DA VERDİK BU NİŞANI
- NEDEN ?
- NURSUZLAR 1
- Osmanlıda Harem
- Ozana bağlama kırdırdılar
- PKK ile duygu bağı da ne?
- PKK VE BAZILARI
- PKK’nın Medya Patronları
- Recep Tayyip Erdoğan Kimdir?
- RTE’nin 1 milyon YTL’lik evi varmış(!)
- Rum Basını Seçimleri Nasıl yorumladı?
- Satılık Vatan Türkiye!!!
- SEÇME SÖZLER
- SEYİT ONBAŞI
- Sezar-Brütüs mü?…
- Sicilleri Bozuk!
- Son provayı yırtıp atmak
- T.C. BAŞBAKANI EL-KADI’YA NEDEN KEFİL OLUYOR?
- Tahliye edildi!!!
- TALAT PAŞA (1874-1921)
- Tayyip Asker’de Yan Gelip Yatmış mı?
- Tayyip Diyor ki..?
- Tayyip Türk mü? -1-
- Tayyip’in Danışmanları
- TÜRK ASKERİ BÖYLE YATAR!!!
- TÜRK USÜLÜ IHALE
- Türk Olmak!
- Türk-Amerikan ilişkileri
- TürkBirDev
- Türkiye Satılıyor mu?
- Türkiye’de kaç hain var?
- Tek Suçlu Baykal
- Unakıtan’ın Fabrikalarımız için Söyledikleri..
- Uncategorized
- Vakit Gazetesi 88 yıl önce de aynı…
- Yönetimdeki akıllılar!!!
- Yeraltı Zenginliklerimiz Gasp Ediliyor
- Yorumsuz!
- Zapsu’dan son Haberler
- Zeki Ergezen’den birkaç demeç…
- Şehit babası ol Hapse atsınlar…!!!
- Şehitlerimiz Namusumuzdur!
- Şeyh Şamil Kimdir?
- İBDA/C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) Ör
- İfade Özgürlüğü
- İhsan Arslan’ın Gerçek yüzü
- İki Soru İki Cevap
- İrtica Nedir Amaçları Stratejisi…
- İzmir Cumhuriyet Mitinginde Bayrak İndiren Telekom
- İŞTE ATAM’IZIN ÜLKESİNİN BAŞINI HEP DİK TUTAN
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS
